Günler gecmek bilmiyor gibi hissederken bi bakıyorum rüzgar gibi gecmiş zaman. Temmuz da bitti işte. Kayısı ve üzüm zamanı yaklaşıyor Kapadokya’da.
Mevsimleri meyve sebzelere göre takip ederiz orada. Ama sadece sevdiklerimize gore. Kışın nar, portakal ve mandalina. Hurmayı unutmamak lazım. Kış biter karların eridiği yerlerde yer elması toplarız. Baharda kayda deger cok meyve yoktur ama taze nohut vardır mesela. Yeşil ve yumuşak. Köyün kadınları toplar o nohutları kurumaya bırakırlar kışa yiyecek çıksın diye ama çocuklar aşırır en guzellerini ve yerler cıtır cıtır. Yazin başı erik, taze badem ve çağla zamanidir. Çağlanın yendiğini bile bilmez bazilari. Kayisinin henuz olmamiş halidir ve cok eksi olsa da cok lezzetli olur tuzlayinca. Hele agac buyukse ve dalina oturabilecegin kadar yer varsa. Agacın dalında 70 yasındaki anneannemi bile gorebilirsin o zaman. Böyle seyler için yas sınırı yoktur hiç. Keyif insanlarıyız biz.
Şimdi ise yazın sonuna yaklaşıyoruz. Çağlalar kayısıya dönüyor, üzümler artık kızarıyor . Gençler gunbatımı izlemek için tepelere doldugunda hemen yanı baslarındaki bagdan üzüm toplayıp biralarina katiyorlar. Eger varsa etrafta evdekilere goturmek için mantar toplamak da en büyük keyiflerden. Bunu yapan herkes biliyor bi şekilde zehirlisini zehirsizinden ayırmayı. Ben de ögrenirim bir gun.
Sonbahar gelecek, insanlar henuz taze olan yiyeceklerden alip kış için turşular kuracak, salçalar yapacak, sebze ve baklagilleri kurutacak ve reçeller, pekmezler yapacaklar. Bütün bunları toplaşarak iş bölümü yaparak bitirecek ve elde ettiklerini paylaşacak, değiş tokuş edecek ya da satıp ekmek parası çıkartacaklar.
Tarim onemli bir gecim kaynaği oldugundan haliyle insanlar sadece yiyeceklerden dem vuracak her muhabbette benim yaptıgım gibi. Dinlemesi hoştur umarım zira (!) anlatmasi çok güzel.

Tahmin edebileceğin gibi çok özledim memleketimi. Her daim insana huzur veren manzarasını, orda günesin dogusunu ve batişini izleyip zamanı farkinda olarak en güzel sekilde gecirmeyi, bağ yollarında tozu topraga katarak ata binmeyi, serin kayalara oturup dinlenmeyi, orda kitap okumayı, anneannemin bahcesinde salincakta uyuyakalmayi. Pazarlari toplanip yapilan mangal partilerinden ve evde beni bekleyen kedilerimden bahsetmiyorum bile.
Ancak ne yazik ki orda da eksik olan seyler var. Insan en cok, en kolay kendini bulma surecinde arkadas ediniyor ve o sureci memleketinden uzakta gecirmişsen bi bakmışsın orda herkes yabancı sana, herkes uzak kalmış senden. Aile her zaman yeterli olmuyor. Hele belli bir yaştan sonra hep tanıdık yüzler, güvenli bakışlar istiyor insan etrafında. Oysa kendime bakıyorum, sevdiğim insanların her biri bir başka yerde ve yetmiyor yılda birkaç kez görüşmek, çıkmıyor acısı onlarsiz gecirilen zamanin.
Dun gece harika bir yerdeydim. Karanlık denizin koynunda, serin kayalarin ustunde ve dalga sesleri eşliğinde ayın kızıl kızıl batişini izledim ama yüregini bilmediğim insanlar vardi yanimda. Keyif alamadim. Kapatip gözlerimi bırakamadim kendimi orada öylece uyuyakalmanın güzelliğine. Iste bu yüzden cennetim olurdu memleketim, bir de dostlarim orda olsaydi. Orda ol benimle.
Kaş, Antalya
Yorum bırakın