‘Neden bırakıp gidemedim?’ diye sordum,
‘Çünkü çok sevdin.’ dedi.
Sevgi görünmez de olsa sağlam bir bağ yaratır insanlar arasında. Öyle bir bağ ki resmen zincirliyor seni onların yanına. Duvar dibine neden bağlı olduğunu artık hiç sorgulamayan sadık bir köpeğe dönüştürüyor seni. İstediğin kadar özgür ruhlu, istediğin kadar kendi ayaklarının üstünde rahat ol, fark etmiyor. Sevdiklerinden uzakta huzuru bulamadığın için dönüp dolaşıp sen giriyorsun aynı zincire. Bunun ne olduğunu görmüyorsun bile artık. Kör olmuş gözlerin.
Çekip koparsan, halkalar da seninle gelecek. Sevgin ne kadar büyükse halkalar o kadar uzun, zincirin o kadar ağır. Yuvan artık sana ait eşyaların olduğu dört duvarın içi değil, başka bir beden başka bir ruh. Yuvan sevdiğin… Ve sen daha yola çıkmaya karar verdiğin andan itibaren mahrum kalacaksın ondan. Araya ister yıllar ister yollar girsin, yokluklarını içinde hissedip varlıklarını aramaktan vazgeçmeyeceksin. Uzaklarda bir başına boynundaki halkaların ağırlığı öldüresiye yoracak seni ve sen henüz yola çıkmadan biliyorsun bunu. Bilmiyorsan da ilk denemende öğreniyorsun da inanasın gelmiyor ve tekrar deniyorsun. Çünkü bildiğin başka bir şey var, çok daha önemli…
Gidersen ondan mahrum olacaksın ama kalırsan kendinden.
Oysa hayat seçimleri zorunlu kılıyor, seçimlerse hayatın akışını belirliyor. Kadere mi inanmalı daha çok, yoksa tesadüflerin hayatımızdaki yerinin de hakkını vermeli mi? Rastlantılar, bir noktada kesişen başka bir noktada ayrılan yollar… Gelecek ne kadar öngörülebilir? Ne kadarıyla öngörülebilir? Sadece birkaç saniye bile sürprizler doğurabilecekken, aylar ya da yıllar işin içine girdiğinde en kolay görünen seçimleri yapmak bile nasıl mümkün olabilir? Bilemiyoruz ki zararın ne kadar ilerisinden dönersek kar değildir artık.

Ve bir kez seçim yaptın mı geriye dönüş yok aslında. Ayrıldığın noktaya asla dönemezsin. Olmadı, geri dönüyorum desen bile; zaman, koşullar, kişiler ya da duygular değişmiştir çoktan. Bi kere sen değişmişsindir. Ama diğer yolu seçseydin neler olabileceği üzerine merakın asla dinmez. Seçilen yolun getirisi-götürüsü, bir de ah şu diğer yol yok mu… O “öteki” yol… Ona merakın şiddetidir insanı bitiren ve merak öldürür kediyi bazen. Bu yüzdendir kararsızlıkların son bulmayışı.
Dahası seçimi erteledikçe her şey mümkün sanırsın. Oysa seçimi ertelemek de bir seçimdir ve kayıplar kaçınılmaz olacaktır. En çok da bundan korkarsın. Seçimlerinin seni sürüklediği yol ayrımlarının, seni olduğundan daha da yalnızlaştırmasından…
Kendi deneyimlerimden mi bahsediyorum? Belki… Ama hanginiz aslında yaşamak istediği o bambaşka hayattan diğerlerinin beklentileri yüzünden vazgeçmedi? Hanginiz ertelemedi ya da yok saymadı tutkularını? Hanginiz yakın çevresi tarafından dışlanmamak için en çok kendine yabancılaşmadı? Kendisine ihtiyaç duyulduğu zaman var olduğunu, ancak o zaman insanlığını hisseden bireyler olarak büyütüldük hepimiz.
Bütün şarkılar aksini söylese de sevilmiyorsak değil ihtiyaç duyulmuyorsak bir hiç olduk. Koşullar elvermiyorsa doğru kişi hiç doğru yerde olamadı. Önce beklentiler, sonra bizim istediklerimiz; önce onlar, sonra…
Çok beklersin, gelmez o sonra hiç!

Yorum bırakın