Son Arjantin Günlüğü

Tarihlerden 11 Ağutos, günlerden pazartesi, saatlerden akşam. Hem de geç akşam. Yine Buenos Aires’teyim! Bir de büyük şehir sevmem diyorum. Bu ikinci gelişim ve Arjantin’den ayrılmadan önce yine geleceğim ve o zaman yine birkaç gün kalacağım. Bu kez şehir merkezindeki Newberry havaalanına indiğim için sandığımdan daha kısa bir sürede taksiyle otele varıyorum.. Ya hemen uyumalı ya da gidip açık bir restoran bulmalı çünkü mide boş, kazınıyor. Ne yapmayı seçiyorum? Cevabı biliyorsunuz.

10411091_10153055103867589_6270768429083977419_nHayatımın hatası. Gece 11’de kalın bir restoran menüsünü açıp sırf açıklama kısmı kulağa enteresan geliyor diye iki kişilik yemek siparişi verilir mi? Şaşmamalı gelirken giydiğim pantolonun içine giremememe. 6 aylık hamile kadın göbeğim var. 6 ay kısmından emin değilim de 5 kilo kadar aldığımdan eminim, tartıldım geçenlerde. Kilo alma kısmı neyse de mide o kadar doluyken uyunmuyormuş. Dönüp durdum iş saatime kadar. İşkence bir gece. Neyse ki öğlen civarı biraz kestiriyorum da San Telmo’da gezip alışveriş yapacak kadar halim oluyor. Kimi kandırıyorum, bende alışverişe enerji hep var. Hangi kadında yok ki?!

Ertesi gün öğleye kadar emailler, banyo vs derken 1 de otelden ancak çıkabiliyorum. Ver elini Calle Corrientes ve Calle Florida (popüler alışveriş caddeleri). 3 saat içinde pilim bitiyor. Biraz kestirmek üzere otele dönüyorum. Bu arada öğreniyorum ki Juan’ın evi hemen bir arka sokakta. Yakında olduğumu öğrenince akşam onlarla yemeğe katılır mıyım diye soruyorlar. Onlar kim? Tabi ki öncelikle Juan (CS-Bs As), Buenos Aires’e tango dersleri almaya gelmiş 2 İtalyan hatun, şu an Juan’ın evinde kalan Angela diye Brezilyalı bir mimarlık öğrencisi, Juan’ın orkestradan arkadaşları Alfonso ve bişi bişi. (İngilizce bilmediği için pek konuşmadık bişi bişi ile.) Özetle kalabalık bir yemek olacak. Meksika mutfağı. Nihayet değişik bir şeyler deneyeceğim diye düşünürken kısmetimiz kapanıyor ve biz daha yolda restorana doğru takside ilerlerken tüm şehirde elektrikler kesiliyor. Tüm şehir mi? Abartıyo olmayasınız? Şaka mı? Değil. Takside Angela ile ben varız sadece ve bi an bizi şehir dışına mı kaçırdı da lafa daldığımız için fark etmedik acaba, diye düşündüm.

Arjantin’de akşam yemeği malum 10’dan önce yenmiyor. O akşam İtalyanların tango dersi, Juan ve arkadaşlarının senfoni orkestrası konseri derken yemek için rezervasyon saatimiz 10.30. Elektriklerin gelmemesiyle birlikte başka restoran arama çalışmalarına başlamamız 11.30. O saatten sonra açık mutfağı olan bir restoran bulmamız, hem de hiçbirimizin bilmediği bir bölgede, 30 blok yürüyüşün ardından 12.00. Yemeğin masaya gelişi 12.30. Garsonların hiç çekinmeden kaba davranmalarını takriben yemeğimiz biter bitmez kalkışımız 13.00. Kızların ısrarı üzerine her gece Tango gecesi olan Catedral adında eski bir fabrikaya benzeyen kocaman eski köhne bir binaya girişimiz hatırlamadığım bir saat. Ordan çıkış saatimizi hatırlıyorum çünkü işim için uyanmak üzere kurduğum alarm çalıyordu o sırada. Saat 3.

1546409_10153058672937589_2250989056083879907_n(1) 10565272_10153058672752589_6349679908124033000_n 10599714_10153058673052589_8632757147714996154_n

Eglenceli bir akşam oldu. İngilizce bilmeyenler oldugu için Juan ve Angela’ya diğerleri hakkında rahat rahat sorular sordum ve bol bol dedikodu yaptık.

– Bu berduş kim?

– Orkestradan arkadaşım bişi bişi. İtalyan kızlardan biri için çağırdım. Arjantin’den ayrılmadan önce biriyle birlikte olmak istediğini ama o kişiyi kendi bulamadığı için benim bir iyilik(!) yapmamı rica etti.

– Nasıl yani? Sen şimdi misafirlerin için verdiğin bütün hizmetlere ek olarak bir de pez..lik mi yapıyorsun?

– Evet, ücret almalıyım değil mi?

– Haha, evet. Bu diğer arkadaşın da diğeri için mi?

– Değil aslında ama kendini tutmasa kızın üstüne atlayacak. Zavallı arkadaşlarım. Kızlarda azıcık istek olsa iyiydi.

Tiplere, muhabbetlere bakıyorum, umut yok.

Hep beraber dans etmeye gittiğimizde… Dans etmeye mi dedim? Komik olma Funda, sen dans etmeyi bilmiyorsun ki. İşin komik tarafı aramızda tango bilen/öğrenen eni topu iki kişi var; onlar da İtalyan. Seyahatimin başından bu yana tango bilen sadece bir kişiyle karşılaştım, Luis. Bana annesiyle bir fotoğrafını göstermişti. “Tango yapıyoruz burda.”

Ortam bir hayli enteresan; karanlık olduğu için göremediğim kadar yüksek bir tavan, metal paslı duvarlar bölmeler, bölmelerin üzerinde grafitiler, arkada alkol ve atıştırmalıklar satan salaş bir bar, masaların ortasında dansçılar için ayrılmış kocaman bir alan var. Her parça arasında partnerler değişiyor, erkekler masa masa gezip dans etmek için gelmiş bir bayan var mı diye soruyorlar. Uyukladığım bir anda, Dans etmek ister misiniz? diye bir soru geliyor arkamdan.

Gevşek bir gülümseme yayılıyor suratıma. Bilmiyorum ki dans etmeyi. Niye ordaysam?

O zaman benimle biraz yürümek ister misiniz, diye soruyor. Hayır demek için uygun bir bahane bulamadığımdan, biraz da ne demek istediğini anlamadığımdan montumu çıkarıp kalkıyorum.

Dans etmeyi bilmiyorum ama yıllar önce lisedeyken aldığım dans derslerinden hatırladığım bir nokta var. Hocamızın üstüne basa basa söylediği bir şeydi.

Erkek dans eder, kadın takip eder; erkeğin sizi yönlendirmesine izin verin. Bırakın kendinizi ona, ancak o zaman uyumlu dans edebilirsiniz.

Ben de bıraktım kendimi, oldu. Cidden oldu. Gözlerimi kapattım; beni çektiği kadar geldim, ittiği kadar gittim, durduğunda durdum. Parçanın sonuna doğru süslemelere bile başladım. Süzüldük sanki havada. Ya da kafam güzeldi de bana öyle geldi. Gerçi 2 kadeh şarabın beni sarhoş ettiği pek görülmedi. Adamın adını bilmiyorum, tipini hatırlamıyorum. Dedim ya, ortam karanlık ve biz konuşmuyoruz. Dans ediyoruz. Onu da yapmıyoruz aslında, yürüyoruz bildiğin. Aman çok uzattım, ne kadar etkilendiysem artık. Bitti gitti o an da diğerleri gibi.

Alarm çalıyor, balo aracı oluyor balkabağı. Atla taksiye otele git bilgisayarını aç emaillerini cevapla; 5-6 gibi bitir. Biraz uyu, uyan, emailleri kontrol et, varsa cevapla; yine uyu-uyan, email yok, uyu… Bir daha geç yatmak mı? Asla!

Saat 14.00. Sözde uyanığım. Juan ve Angela şehirde gezinti için beni bekliyor. Onlar otel resepsiyonuna geliklerinde, çıkmaya hazır olduğum halde, yorgunluktan ayakkabılarımı bağlamayı beceremediğimden onları en az 10 dakika bekletiyorum. Neyse ki dışarı çıkıp yürümeye başladıktan sonra soğuk havayı da yiyince kendime geliyorum.

Nereye gidiyoruz diye sormuyorum bile. Takıldım peşlerine, gidiyorum öyle. Uzun bir yürüyüşle aradığımız müzeyi buluyoruz. Küçük ama şık bir müze. Eserler çok estetik. Salonlar dönemlere ve toplumlara göre düzenlenmiş. Antik Roma, Mısır, Yunan, İnka… Ne kapıda güvenlik görevlisi var ne pencerelerde parmaklıklar… Eserlerden bir tanesini maskeli bir kadın bir tür ilaçla temizleyip sanki beyazlatıyor. Bu işte bir gariplik var.Gezmeyi bitirince bahçede bir köşe bulup ağaçaların altına yerleşiyorum. Angela ve Juan kadının yanına gidiyorlar birkaç soru için. Duyduğum gülüşmelerden muhabbetlerinin başka konulara kaydığını anlayıp ben de kendi keyfime bakıyorum bahçede. Döndüklerinde öğrendiklerini bana da aktarıyorlar.

Orası meğer bildiğimiz anlamda bir müze değilmiş. Güzel Sanatlar öğrencilerinin ödevleri için hazırladığı eserlerin sergilendiği bir bölümüymüş okulun. Bahçenin diğer tarafındaki binalarda hala çalışan öğrenciler varmış. Bu bilgileri veren görevli kadın yaklaşık 20 yıldır orda çalışıyormuş. Bi zamanlar o da güzel sanatlar öğrencisiymiş ve bu bölümün açılışında büyük görevler almış. Şimdi de korumaya çalışıyorlarmış.

10525626_10153058672607589_2830722615172943386_n 1979856_10153058672197589_8485206347980158301_n 11295_10153058671862589_7286375236611928748_n 10412059_10153058672107589_3275034655759383824_n 10599707_10153058672022589_2135890679088777225_n

Bu arada bir önceki akşamdan da anladığım kadarıyla Juan Angela’dan bir hayli hoşlanıyor. Angela’nın Buenos Aires’te geçireceği bir 10 günü daha var ama Juan bana haftalar önce söz verdiği için Angela’ya da kalamayacağını söylemiş. O günden sonra Angela’ya nerede kalacağını soruyorum, henüz emin olmadığını söylüyor. Aklında 2 alternatif var ama henüz seçememiş. Juan’ın evinde rahatı yerinde görünüyor, ben de Juan’a Angela yanımızda yokken evin ONUN evi olduğunu ve benimle beraber başka birini daha ağırlamak isterse bunun onun kararı olacağını ve bizim de surfer’lar olarak buna saygı duymamız gerektiğini söylüyorum.

“Hadi git konuş onla ve ben varken de sende kalabileceğini söyle! Her zaman denk gelmez hoşuna giden biri. Onunla daha çok vakit geçirme fikrini kaçırma.”

Juan’ın hayatında sadece 2 ilişkisi olmuş, onlar da uzun ilişkiler. Dolayısıyla yeni biri konusunda nasıl davranacağını bilemiyor.

“Angela Brezilya’da yaşıyor ve daha üniversitesinin ilk yıllarında olduğu için, o da senden hoşlanıyorsa bile ilişkinizin yürümesi zor, ama hazır şu an birlikteyken o anın tadını çıkarmamanız için sebep yok.

Juan CS konusunda da yeni bir hayli. Sadece 1 aydır aktif ve popüler bir bölgede oturduğu için misafiri hiç eksik olmuyor. Hatta tarihler birbirine girmesin diye excelde kendine bir tablo hazırlamış. Şu gün şu kişi gidiyor, şu kişi şu saatte geliyor, şu tarihe kadar kalıyor, vs… Boş gün yok. Sistemin böyle işleyecğine inanıyor.

Ben yeni bir şehre geçmeden önce sistemde bulduğum birkaç kişiye mesaj atıyorum mesela, müsaitler mi diye… Genelde çiftleri ve bayanları tercih ediyorum ama çok nadir denk geliyorum müsait olanlarına. Natalia ve Andrea müsaitti mesela. Tabi bir yandan da herkesin görebileceği bir talep oluşturuyorum; şehirde olacağım tarihlerde müsait olanlar tarafından işte o talebe dönenler oluyor. Juan da onlardan biri. Profilini inceliyorum, şunlar yazıyor.

I´m an academic musician, I play timpani and percussion. I think of myself as a very quiet person who appreciate simple things in life such as silence (but also music, OF COURSE, that´s my life), the rain, ride in bike, food, the park, lemon ice cream, read, watch a movie, etc. I´m not a “party” person. I prefer not to be in crowded places with loud music but, of course, I´m not an autist and usually go out with friends.

Kısa, basit ama samimi bir açıklama. Güzel de referansları var misafirleri tarafından eklenmiş. Single erkeklerle kalmayı nadiren kabul etsem de bu kez çabucak onaylıyorum. Pişman etmiyor beni. O kadar güzel bir insan ki. Bazen haddim olmayarak azarlıyorum bile, bu kadar düşünceli olma, bize kendimizi kötü hissettiriyorsun, diye.

“Çok açım, hadi gidip bir şeyler yiyelim. Sonra konuşuruz bunları.”

Street food günü. Şimdiye dek gördüğüm en büyük sandviçleri yaptırıyoruz Angela ile. O kadar büyük ki yemem imkan yok, ekmeğin yarısını kuşlara atıyorum. Juan deneyimli, dolayısıyla içerik konusunda seçici davrandığından yerken bizim gibi komik durumlara düşmüyor. Bir de çok eğleniyor bizimle.10351395_10153058671737589_5743060807340164902_n

10547445_10153058671582589_3100430017937404394_n

Artık yazmaya devam edemeyeceğim çünkü Arjantin’deki son günlerim bunlar ve gideceğim güne dek her günüm ayrı dolu geçecek. Türkiye’ye döndükten sonra da yazar mıyım bilmiyorum. Beni bekleyen çok iş var. Ama özetlemek istiyorum biraz ki ileride kendime not olsun.

Juan, Angela ile beni bir gün annesinin evine götürdü. Nasıl da güzel bir ev anlatamam. Tamamen bohem bir tarzda döşenmiş, her yerde sanat eserleri, ev rengarenk… Annesi de çok tatlı bir kadındı. Türkiye’ye gelmeyi çok istediği için kısmet olursa göreceğim birgün onları da yine. Adriana (annesi) bir tavşan besliyor. O gün soğuk diye yün bir kazak giymiştim ve tavşan kazağı sanırım hemcinsi sandı ve kolumla uzun süre çiftleşmeye çalıştı. Çok eğlendik hatta videoya bile aldık.

10599267_10153067761102589_2674415724964706904_n 10561832_10153067762732589_3100245082264752838_n 10561771_10153067761997589_2516521036598296337_n

Onlarla herhalde toplamda 10 gün geçirmişimdir. Birlikteyken inanılmaz rahattık. Her konuda konuşabiliyorduk. Hatta bir gün Angela’nın da bir süre daha Juan’ın evinde kalacağı kesinleşince:

Juan: “Birlikte uyuyacağınıza göre seni bir konuda uyarmalıyım Funda. Angela çok fena gaz çıkarıyor uyurken. Hem de sesli, bizim orkestra gibi geceleri. Yan odadan duyuluyor. Hele o yoga çalışmaları yok mu, ah, mis kokulu!”

Ben: “Sorun değil, ben yogaya rahat gaz çıkarabilmemk için başlamıştım zaten. Sağlam bir ekip olacağız eminim. Sen de geceleri bizden uzak durursun.”

Angela: “What is wrong with you two?!!”

Buenos Aires’te bir Ermeni restoranına gittik Angela ile. Kapıda en az 30 kişi vardı. Bizi de listeye yazdılar ve yaklaşık bir saat sonra sıra geleceğini söylediler. Bana kalsa beklemezdim de Angela neye bu kadar çok talep olduğunu deneyimlemek için beklemek istediğini söyledi. Sonuç Angela açısından çok iyiydi benim için hüsrandı. Türk baharatları olmadan benim Türk yemeği yapamamam gibi onlar da Ermeni yemekleri yapamamışlar. Mesela kısırda biber salçası ve nar ekşisi yoktu, yaprak sarmasının içinde adını çıkaramadığım garip bir tat vardı, vs…

10402611_10153067762412589_6335023872730371609_n

Buenos Aires’te seyahat molam bitince uçakla Tucuman’a gidip orda 2 gün kaldım. Tamamen gereksizdi. Çirkin bir şehir, hem de yemyeşil olmasına rağmen öyle. Arjantin’in bahçesi diyorlarmış şehre çok ağaç olduğu için. Caddelerde sıra sıra portakal ağaçları vardı ama bu bile şehri güzelleştirmeye yetmemişti. siz düşünün artık. Fakat şansıma çok şeker bir kızla tanıştım. Sonia. İnanılmaz hikayeleri vardı. Tam bir maceraperest. Machu Picchu’da ölümün kıyısına geldiği andan, evlenmek üzereyken terk edilmesine, bir gün kazı-kazandan para çıkınca birleşik devletlerin bir kısmını arabayla gezmesine, buz hokeyi oynarken burnunu kıran kızdan, sabırla bekleyip tam 2 yıl sonra aldığı intikama kadar inanılmaz sürükleyici hikayeler dinledim.

10609462_10153075124907589_3708877749759123366_n

Tucuman’dan Salta’ya geçmeden yol üzerndeki dağ köylerine uğramam salık verilmişti bana. Kim tarafından? Hımm… Uçakta tanıştığım biyolojist. Arjantin’in gurur kaynaklarından olmalı. Muhabbetimiz çok keyifliydi, hala görüşüyoruz arada whatsapp’tan. Onun sayesinfe Tafi, Amaicha, Quilmes, Cafayate’yi gördüm. Çok şirin kasabalar. Ahh.. Şimdi hatırladım, Amaicha’da bir grupla karşılaşıp onlarla birlikte hayatımda ilk defa bir hostelde kaldım. Geceliği 10 USD. Kaldığım bazı pahalı otellerden daha iyiydi ama buz gibiydi. Hastalanmayayım diye orda da sürekli zencefil çayı içtim. Zencefil bulmak kolay olmadığından yanımda taşıyorum.

10653296_10153114321947589_7784348861032246108_n 10649697_10153114321837589_8646291142129190633_n 10649536_10153114322827589_5522304541914867075_n 10624717_10153114322292589_3088486689093072888_n 10533448_10153114322527589_9208254579607569862_n 10649916_10153114324492589_3976219790308572971_n

Amaicha’dan sonraki köye geçmek için sabah otobüsünü kaçırdığımdan ve bi sonraki otobüsü 6 saat beklemem gerektiğinden dolayı otostopla gitmeye karar verdim. O da bir ilktir benim için mesela. Yarım saat yürüdükten sonra bir amca durdu yanımda. Hoş sohbet bir tipti ama bazı gariplikleri de yok değildi. Lezbiyen olup olmadığımı sordu mesela. Ona neyse… Erkeksi görünüyormuşum. Saçım, montum, ayakkabılarım… Dedim böyle rahat oluyor kız başına seyahat ederken. O da demesin mi ben biseksüelim diye. Bu bilginin bana ne getirisi olacaksa artık. Herhalde paylaşmak istedi sadece. Beni Cafayate’ye kadar götürdü ben de ona bir yemek ısmarladım sonra ayırdık yolları.

Tilcara, Jujuy ve Purmamarca diye bana memleketimi hatırlatan yerlere gittim. Zaten seyahatimin bir noktasından sonra kendi kendime “Yok burası Karadeniz Bölgesi gibi, burdaki evler Mardin’dekilere benziyor, bu kayalar Kapadokya’daki gibi.. Tuz Gölü mü? Aman bizde de var.” gibi şeyler söylemeye başladım. Farklı olarak Purmamarca’da rengarenk sivri kayalar vardı. En garibi de dev kaktüsler. Manzara gerçekten müthişti ama daha çok evde takılmayı tercih ettim orda tanıştığım insanlarla. Özlemişim ev partilerini.

994485_10152772330193949_9047477627678548107_n 1912069_10152772330273949_3751977531155289546_n

Yediğim en lezzetli alfajoru Tilcara’da yedim. Hatta üst üste 4 tane yedim sanırım. Karnım ağrıdı tabi. Yarın tüm gün Arjantin yemekleri üzerine özel ders alacağım ve alfajor yapımı da buna dahil. Dönünce Türkiye’de de yaparım artık.

8935a943510d29f62004edf85048242f

Salta demek Florencia demek, San Lorenzo demek, dağ bisikleti demek…

16082_10153099380692589_2256372732786704296_n 1524572_10153099381187589_513598805668101881_n 10382742_10153099382457589_5588203148280448422_n(1) 10600671_10153099381592589_8133505891294685446_n2 gün öncesine dek Iguazu Şelalelerinin olduğu bölgedeydim. Şelalaerin bir kısmı Arjantin’de diğer kısmı Brezilya’da. Yarım saatlik otobüs yolculuğu ile köprünün karşısına geçip ülke değiştirebiliyorsunuz. Otobüs her iki sınırda da duruyor pasaportlara gerekli damgalar basılması için. Ama ben giderken otobüs Brezilya tarafında durmadı mesela. Oluyormuş bazen. Özellikle urdurman bekletmen gerekiyormuş. Aklıma bile gelmedi. Dolayısıyla farkında olmadan kaçak durumuna düştüm ve Brezilya’dan neredeyse çıkamıyordum dönüşte.

1496666_10153105709412589_3442272611692537579_n 1907778_10153102006257589_6436766664377694516_n 10423289_10153105711227589_8059553216707150606_n 10532374_10153105710912589_3490343716034474416_n 10580129_10153104714352589_6193265764011302413_n 10590659_10153104712917589_401721350320368897_n10645017_10153105711102589_1456901256573249065_n

Buenos Aires’ten bir günlüğüne feribotla Uruguay’a geçtim. Vakitlerden kışsa, günlerden pazarsa yapılacak iş değil. Çünkü ağaçlarda çiçek yok, mekanlar, oteller kapalı, etrafta kimse yok, hava soğuk… Dönüşümü erken saate almak istedim lakin izin vermediler. Ben de sırf bu geziden malzeme çıkarayım diye, tabi bir de şanını duyduğum Uruguay Tannat şarabını da denemiş olmak için; marketten alışveriş yapıp daha önce bileklik alırken tanıştığım meydandaki hippilerin yanına gidip onlara birlikte yemeyi teklif ettim. Şaraptan pek içmediler çünkü hala akşamdan kalmalarmış. Çok acayip bir hayat hikayeleri vardı ama onu ayrı bir hikayede kullanacağım. Angela benden bir gün sonra gezecekte oraları. Ben de hippilerden ona takılmalarını söyledim. Ne dediler nasıl takıldılar bilmiyorum ama Angela “çılgınsın” diye mesaj attı. Olabilir, belki biraz.

Koca Arjantin’de sadece bir kez başka bir Türk’le karşılaştım, o da Juan’ın evinde benden sonra kalacak misafir çıktı. Hatta benim son gecem onun ilk gecesi olduğu için hep beraber yemek yiyip ertesi sabah Türk kahvaltısıyla günü açtık. İşten çıkıp tazminatıyla seyahat etmeye karar vermiş. En az 2-3 yıl Türkiye’ye dönmeyecek deli kız. Tesadüfen öğrendim ki o da benim gibi saçlarını kazıtmak istiyormuş. Ben uzun zamandır istiyorum ama cesaret edemiyorum. O da benim gibiymiş. Birbirimizi gaza getirdik, 2 gün sonra bir aksilik çıkmazsa Juan’larla buluşup akşam yemeği partisi öncesi bu işi halledip üstüne de ıslatıp geceyi kapatacağız.

10544353_10152381873288871_2084774551503776695_n

Ben yarın Arjantin mutfağı üzerine tam gün özel ders alacağım. Umarım harcadığım vakit ve nakitin hakkını verir ders. Ülkeme dönüp denemeler yaptıktan sonra anlayacağım artık.

Perşembe günü ne yapılablir bilmiyorum çünkü ülke genelinde her ay en az bir gün grev oluyor ve hayat duruyor. Umarım birşeyleri değiştirmeyi başarırlar çünkü bu insanlar hak ediyor bunu. Onlar da Türkler gibi kendilerini sevmiyor gerçi. “Arjantin güzel ülke de şu Arjantinliler olmasa daha iyi olacak” diyen bir Arjantinli ile tanıştım. Aklıma kendi halkım geldi.

Cuma günü de Juan’ın çaldığı senfoni orkestra konserinin provasına gideceğim. Akşamki konserin biletleri tükendiği için üzülmüyorum o yüzden.

Cumartesi… Dönüş günüm. Pazar akşamı Türkiye’de olacağım. Şimdiden sabırsızlamıyorum. Her şey için teşekkürler Arjantin! Hoşçakal! Tekrar görüşmek dileğiyle…

Posted in

Yorum bırakın