Tam bir hafta önce yani 8 Temmuz’da bu saatlerde indi uçağımız Buenos Aires Ezeiza hava limanına. Arjantinli bir arkadaşımla gelmiştik buraya. Planımız ilk haftayı birlikte geçirmekti ancak o ailesini görme konusunda o kadar heyecanlandı ki birlikte sadece 2 gün geçirebildik. Sonra o gitti ve başladı benim maceram. Tabi buralı biriyle geleceğim için hiç araştırma yapmamışım. İyi mi oldu kötü mü oldu, meçhul.

O gidene dek olanların özetiyse şöyle… Uçuşumuzu Iberia hava yolları ile gerçekleştirdik. Pek konforlu değildi ama yolculuk esnasında uyuyabilen biri olmadığım için vaktimin çoğunu zaten kitap okuyarak geçirdim. Madrid hava alanındaki kokteyl tadım barında geçirdiğimiz süre ve önümüzdeki koltukta outran ufaklığın da keyfime katkısı olmuştur elbette. Luna isimli lacivert gözlü 2-3 yaşlarında bi yaramaz… 

Bir de gündoğumuna uçaktayken denk gelmek harikaydı. Ufkun kızıllığıyla birlikte gökyüzünün keskin maviliğinin birleşimi nefes kesiciydi. Fotoğrafını çektim ama gözlerimin gördüğünü size veremeyecek kadar yetersiz kalır, o bakımdan hayal gücünüze bırakacağım onu.

Buenos Aires’e varınca havalimanındaki bir büfeden taksiyle merkeze transfer bileti satın aldık. Dışarı çıkıp herhangi bir taksiye binmemiz sakıncalı(!) olabilirmiş. Sonra Rosa’mızla –ah çok şeker Rosa- buluşmak üzere taksiden şehir merkezinde enteresan bir durakta indik ve çay ocağı tarzında bir yerde beklemeye koyulduk. Sadece bekledik mi? Tabi ki hayır! Hemen sütlü bir kahveyle birer media luna ısmarladık. Ben kahveyi zoraki içtim, malum kahve kültüründen yoksun bir insanım ama iki tane media lunayı yutuverdim. Kruvasana benziyor bir hayli ama şekli yarım ay olduğundan media luna diyorlarmış.

Rosa gelince çantalarımızı bırakmak için evine gittik ve bindiğimiz taksiyle geri merkeze döndük. Rosa dönüşte bizle gelmedi o yüzden onu henüz tanımıyoruz bu noktada. Kendisine sonra döneceğiz.

Döviz bozdurmak için girdiğimiz ofiste üçten fazla güvenlik kontrol noktası vardı. Buna karşın fatura almazsak normal kurun yüzde elli fazlasına Amerikan dolarlarımızı bozacaklarını söylediler. Burada risk ofisin resmi görüntüsüne rağmen paranın bir kısmının sahte çıkması ama tabi ki teklifi kabul ettik. Bakalım çıkacak mı… Bütün bunların sebebiyse şu: Arjantin’de dolar satışı yasak. Elinizdeki dolarları bozdurabiliyorsunuz ama dolar satın alamıyorsunuz. Sokakta bu yolla para kazanmaya çalışan “Kambiyooo” (cambio) diye bağıran gençler var ama onlara hiç yanaşmadığım için daha fazla detay veremiyorum.

İlk gün önce Buenos Aires’te dolandık bir süre. Plaza de Mayo’dan (Mayıs Meydanı) başladık. Evita filminde gördüğümüz Casa Rosada’nın önünde fotoğraf çektirdik. Şimdi araştırınca öğrendim, meğer içi müzeymiş ve gezilebiliyormuş ama çok da görülesi değilmiş. Puerto Madero’ya yürüyüp Puente de la Mujer köprüsünü uzaktan seyrettik. Çok hoş bir grup sokak müzisyenine rastlayınca da bulduğumuz bir duvara tüneyip onları dinledik. Ses kaydını aldım arada dinlerim diye ama elbette aynı tadı vermiyor.

La Boca’ya gidip sokakta tango yapanları izledik. Çok keyifliydi. Birlikte fotoğraf çektirmek pahalı ama istediğiniz kadar izleyip fotoğraf çekebiliyorsunuz. Sonra da arka sokaklara dalıp La Bohemia diye çok salaş ama şirin bir restoranda bir chorizo ile bir milanesayı paylaştık. Chorizo dediğim bildiğin sucuk ekmek ama domuz sucuğu tabi, baharatı yerindeydi ve tadı süperdi. Milanesa beklediğimiz gibi değildi, bir tür Schnitzele benziyor, farkını da anlamadım. Hazırını da hiç sevmem. Söylemesi ayıptır yaptığım en harika şeylerden biridir mutfakta. Mmmm, canım çekti bak. Uzun zamandır yapmıyorum. Dur ben şu Arjantinlilere bi yapayım da yesinler. Neyse… Gelen milanesa kötü diye yemeyip masaların arasında gezinen bir sokak köpeğine verdik hepsini. Zaten aperatif olarak gelen chimichurri ile doymuştuk çoktan. Chimichurri ise az zeytinyağında bol baharat, maydonoz ve sarımsak. Biraz da benden fotoğraflarla renklendireyim burayı.

 

Her ev her dükkan özetle çatısı olan her yer demir parmaklıklarla çevrili. Hayatımda bu kadar hapishaneye benzeyen yaşamlar görmedim. Eczane gibi dükkanların bazılarında içeride çalışan olduğu halde kapılar kilitli ve küçük bir pencereden hizmet veriyorlar. Ver parayı al köfteyi… Bu laf böyle değildi sanki. Her neyse, gördüğüm bir fırına girmek için zile basmam gerekti. Girdiğimdeyse çalışanların ve satılan ürünlerin olduğu bölmenin demir parmaklıklarla ayrıldıgını gördüm. Ver parayı al ekmeği! Böyle de değildi.

Keyif veren detaylar vereyim; şansımdan mıdır bilmem, karşılaştığım insanların hiçbiri sigara içmiyordu. Üstelik sokakta sigara içen bir insana dahi rastlamadım Buenos Aires’te. Kapalı mekanlarda sanırım zaten yasak. Hava sıcaklığı 13 derecenin altına sadece akşamları ben uykunun kollarındayken düşmüş olsa gerek ki çiğ damlaları görüyordum sabahları ağaçların yapraklarında. Şapkamı giymeme henüz hiç gerek olmadı. Bindiğimiz bir halk otobüsünde yüksek sesle Latin müziği çalıyordu, orası burası oynayan tek kişi ben olsam da çok hoşuma gitti bu durum. Söylememe gerek var mı bilmem, bu ülkede kısa ya da uzun otobüs yolculuklarında bayan yanı diye bir şey yok. İngilizce bilmedikleri halde adres sorduğum herkes ısrarla yardımcı olmaya çalıştılar.

İkinci günü şöyle özetlemişim ama yarım kalmış:

Buenos Aires, 9 Temmuz 2014

9 Temmuz… Arjantin tarihinde önemli bir gün bugün. Kurtuluş günü. İspanyollardan… Fazlasını bilmiyorum. Sordum aslında da detaylı bir cevap alamadım. Ya sormayı beceremedim ya da kendi milletinin tarihiyle ilgilenmeyen tek kişi ben değilim. Her ihtimal de pek muhtemel.

Buenos Aires’e geleli tam 24 saat oldu. Sadece bir günde o kadar çok fazla farklılığa şahit oldum ki nerden başlasam bilemiyorum. Yolculuğun yorgunluğunu hissetmiyorum artık lakin yine de bir bitkinlik var üzerimde. Kafamda dönen sorular yüzünden sanırım. 7 hafta evden uzakta tek başına nasıl geçer? Kendime, pasaportuma ya da parama sahip çıkabilecek miyim? Birçok şey gibi burda internet de lüks, işleri nasıl halledeceğim? Plan yapmayacağım, macera olur işte diyordum artist bir şekilde. Al sana macera!

Genel olarak hüzünlü bir havadayım çünkü karşılaştığım fakirlik içler acısı boyutta. Fakat kimse şikayetçi görünmüyor halinden. İçten içe diğer milletler hakkında ne düşünüyorlar acaba. Belki de haleti ruhiyelerine yerleşmiş bir öğrenilmiş çaresizlik vardır, kimbilir… Ve onlar düşünmez nedenini, nasılını ve neticesinin durumlarının.

Rosa’nın evindeyiz. Buraya birlikte geldiğim arkadaşımın çok uzaktan akrabası. Renkli bi karakter. Detay veremeyeceğim maalesef zira bi hayli özel. Evinde kalmamız konusunda ısrar etti ve kırmadık onu. Şu an ikisinin tek göz dam bir evde soyağaçlarını çıkarmalarını seyrediyorum. Aile fertlerinin isimlerini doğru hatırlamaya çalışıyor, gerekirse birbirlerini düzeltiyor, arada anlaşmazlık yaşıyor ama sonra biri diğeri tarafından ikna edilince bir sonraki kuşağa geçiyorlar. Ne kadar şirin göründüklerini fark etseler yüzümdeki tebessüme anlam verebilirler.

Rosa birazdan bizim için locro pişirecek. Söylediklerine göre sadece eskilerin bildiği ve artık pişirilmeyen bir yemekmiş. Restoran menülerinde bulunmuyor. Yiyelim bakalım.

Ortamdan daha fazla kopmamalıyım. Yalnız kalınca devam ederim.

***

İşte bu kadar yazabilmişim. 21 saat yolculuk belli ki iyi gelmemiş ruhuma. Heyecan filan bırakmamış ve bezgin cümleler karalatmış bana.

Locro fena değildi ama aynı yemeğin içinde inek ve domuz etinin yanı sıra domuz sucuğunun da bulunması enteresandı. Ayrı ayrı tüketilmesi gereken tatlar bunlar. Bir daha yiyemem sanırım.

O gün akşam üzeri 2014 Dünya Kupası Hollanda Arjantin maçı vardı ve Ayelen maç sonrası için memleketine doğru yola koyulma planları yapmıştı. Ben de Güneş Sirki’nde çalışan arkadaşlarımın evine yakın olsun diye Palermo’da bir otelde rezervasyon yaptım kendime. Bulnes Eco Suites. Arjantin tatili için lüks bir kaçamak oldu ama kesinlikle değdi. Vücudum bana ‘Hopla, zıpla, egzersiz yap, terle ve duşunu al!’ diye bağırıyordu. ‘Bunları yapmadan dışarı çıkma’. Söz konusu vücudum olunca çok usluyumdur ben; ‘dans et’ derse eder, ‘iç’ derse içer,’ uyu’ derse uyurum. Bir tek ‘yeme’ dediğinde pek anlaşamıyoruz.

Öğle oldu, güneş daha yeni iç ısıtmaya başladı. Ben bir yürüyüşe çıkayım. Sonra devam eder anlatırım Buenos Aires’te kalan günlerimde neler yaptım, Rosario nasıl geçti ve şimdi nerde kimlerleyim… (Cordoba!)

Posted in

Yorum bırakın